OSMAN NURİ TOPBAŞ HOCA EFENDİDEN CUMA HAKKINDA

 

        Bugün Cuma

 

Cuma inananlar için hususi bir gün. Bugünün diğer günlerden bir farklılığı var. En büyük ibadet olan namaz, bu günün öğle vaktinde bir başka şekle bürünür. Öğle namazı bu günde Cuma namazı; yani toplanma, bir araya gelme, birlik olma saati olur.

Hatta bu güne bizzat Cuma namazından dolayı bu isim verilmiştir. İslam’dan önce “yevmü’l-arûbe” olarak bilinen bugün, İslam’la birlikte Cuma olmuştur. Bizzat Kuran’da Cuma günü, bu isimle anılmıştır. Denebilir ki Cuma namazı bu güne bütün rengini vermiş, onu çepeçevre kuşatmıştır. Bugün Allah Teâla’nın hususi önem atfettiği bir gündür. Diğer din mensuplarına da bu günün önemi bildirilmiştir. Ancak onlar bu konuda ayrılığa düşüp kıymetini bilememişlerdir.

Elbette bütün vakit namazlarında cemaat, önemli bir yere sahiptir. Sabah daha güneş doğmadan müminler omuz omuza, sabah namazını kılarlar. Yeni bir güne beraber başlamanın hazzını yaşarlar. Öğle, ikindi, akşam ve yatsı yine böyledir. Cuma namazında ise cemaat daha bir önemlidir.

Diğer vakitlerde cemaat olmak, bir sünnet, Peygamber Efendimizin kuvvetli bir tavsiyesi iken; bugün öğle vaktinde farz, kesinlikle yapılması gerekli bir fiil olmuştur. O kadar ki mazeretsiz olarak üç Cumaya iştirak etmeyenin kalbi mühürlenecektir ve o kimse gafiller sınıfına dahil olacaktır. Allah Resûlünün şu hadisi çok mânidardır: “Bilmiş olun ki Allah Teâla bugünden, bu aydan, bu yıldan itibaren, kıyamete değin Cuma namazını sizlere farz kılmıştır. Benim hayatımda veya benden sonra, Cuma namazını hafife alarak veya inkar ederek ona önem vermeyen kimsenin halini Allah Teâlâ düzeltmez, işinde bereket vermez. İyi dinleyin! Tövbe edip, Allah’tan mağfiret dilemedikçe, o kimsenin namazı namaz, zekatı zekat, haccı hac, orucu oruç, iyiliği iyilik değildir. Kim de tövbe ederse Allah tövbeleri kabul edendir.” (İbn Mace, Salât, 78)

Bugün mümin, öncelikle güzel bir temizlik yapmalıdır. Temiz ve güzel elbiselerini giymelidir. Çünkü özel bir randevusu vardır bugün, Rabbi ve mümin kardeşleri ile. Temizliğini yaparken hem maddi hem de manevi olarak arınmalıdır. Yüce huzura bugün daha bir farklı çıkacaktır. Müminlerle birlik olmanın şuuruyla duracaktır ulu divana. Birazdan kutlu bir davet yükselecek, bütün müminler huzura yönelecek, kalpler topluca vuracaktır.

Yüce Allah: “Ey inananlar!” diye seslenir, Kur’an’da: “Cuma günü namaz için çağrıldığı zaman, hemen Allah’ı anmaya koşun!”(Cuma 62/9) Ayette “koşun!” buyurulması ne kadar anlamlı! Bu illa ki fiili koşma olmamalıdır. Bu çağrıyı ciddiye alın, önem verin. Seve seve, yüreğinizde duya duya gidin Cuma namazına. Ezana vakar ve tevazu ile icabet edin. Ve de gevşeklik göstermeyin, demektir.

Dünyevileşme her yerimizi kuşatmışken, bütün her şeyi yüz üstü bırakıp Cuma’ya iştirak etmek ayetin ifadesine ne kadar uygundur. Modern dünyanın hercümerci içerisinde, bu davete katılmak için çaba sarf etmek daha bir anlamlıdır. Böyle bir ortamda “zikrullaha koşun” emrinin anlamı daha bir tebellür etmektedir zihnimizde.

Bu çağrının ardından hemen bir emir daha gelir: “Alışverişi bırakın…”Ticareti, alışverişi, yani dünyevi kazanç olarak ne varsa hepsini. Teşvik edilen, özendirilen helal kazanç, şu an için artık haram olmuştur. Zira vakit Allah’ı anma, O’na yönelme vaktidir. Vakit, müminlerle birlik olma, ortak bir şuur oluşturma vaktidir. Bu günün, bu anın feyz ve bereketinden istifade etme vaktidir: “Bilirseniz bu sizin yararınızadır.” (Cuma 62/9)

Hatta esas olan ezanı bile beklemeden ön saflarda yer almak, namazdan önce kalbi hazırlığı en üst seviyeye çıkarmaktır. Kalbi dünyevi kaygılardan kısa bir süreliğine de olsa kurtarmak, insanı dünyaya bağlayan her türlü bağdan, angaryadan ruhu azâd etmektir. Okunan Kur’an’a bütün varlığını vermeli, verilen vaaz ve nasihati can kulağıyla dinlemelidir. Hatibin: “Size Allah’a karşı takva sahibi olmayı öğütlüyor, ona itaate çağırıyorum” mesajı tam yerini bulmalıdır. Bu çağrı ilk kez yapılıyor hissi ile kulak vermelidir söylenenlere…

Hutbe, Cuma namazını mutat namazlardan ayıran en önemli bir başka hususiyet. Hutbe Cuma namazından bir parça. İbadet vecd ve heyecanıyla ifa edilmesi gerekli bir rükün. Bunun böyle olduğunu öncelikle ayet-i kerimeden öğreniyoruz. Ayette: “Allah’ın zikrine koşun!” emri verilmişti. Buradaki Allah’ın zikrinden muradın, Cuma hutbesi olduğu söylenmiştir müfessirlerce. Yani hutbe, namaz kadar önemlidir.

Nitekim Resûl-i Ekrem, hutbe dinlenirken, zikrin huzur ve sükunetini bozabilecek her türlü davranıştan kaçınılmasını emretmiştir. Hem bunu o kadar önemsemiştir ki, kişinin yanındaki arkadaşına sus diye işaret etmesi bile bu ruhu zedeleyebilecektir. Bir başka hadiste: “Melekler Cuma gün geldiği zaman caminin kapısında dururlar, gelen kimselerin isimlerini kaydederler ve imam minbere çıkınca defterlerini kapatıp zikri(hutbeyi) dinlemeye başlarlar” buyurmuştur.(Buhâri, Cuma, 29)

Cuma suresinin son ayeti de bu konuyla ilgili olarak nazil olmuştur. Rivayete göre Medine’de çok ciddi bir kıtlık olmuş. Bir Cuma günü Allah Resulü hutbe îrad ederken erzak yüklü bir kervanın Medine’ye gelmekte olduğu duyulmuş. Ashâb-ı güzinden on iki kişinin haricinde cemaat dağılıp camiyi terk etmişler. Bunun üzerine: “Oysa onlar bir ticaret ya da bir eğlence konusu ve fırsatı gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: “Allah’ın katında bulunan, eğlenceden de, ticaretten de daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Cuma 62/11)  ayeti inmiştir.(Buhâri Cuma, 36; Müslim, Cuma, 11)

Anlaşılan o ki Cuma bilincinin henüz yerleşmediği ve Müslümanların çok sıkıntılı bir döneminde yaşanmış bir olaydır bu. Müminler ayetle ikaz edilirlerken, aynı zamanda sağlayacakları hiç bir kazancın, Cuma gün nail olacakları dünyevi ve uhrevi mükafata denk olamayacağı öğretilmiştir. Ve bu ayet bütün müminlere Cuma bilincini yerleştirme amacını taşımaktadır.

Cuma gününün o anı, Allah’ın hususi bereketler indirdiği bir zaman dilimidir. İşte mümin bu anda uyanık olmalı, bu atmosferi bütün varlığıyla teneffüs etmelidir. Allah ile bu müstesna zamanda bir bağ kurmanın, ona yakın olmanın zevkini duymalıdır. Çünkü hutbede Allah Teâlaya hamdü senalar edilecek, O’nun sevgili Resulüne salatü selamlar getirilecek, eşsiz kelamından ayetler okunacaktır. Mümin bunları can kulağıyla dinlemeli; ruhunda, his dünyasında makes bulmalıdır verilen mesajlar.

Namaz eda edildikten, hutbe dinlendikten sonra yeryüzüne, caddelere, sokaklara dağılma vaktidir. Az önceki alışveriş, kazanç yasağı artık bitmiştir. Namazdan, birliktelikten alınan ruh ve şuurla hayata, işlere yeniden koyulma vaktidir. Yenilenmiş bir iman, tazelenmiş bir ruh ve idrakle algılama vaktidir; hayatı, insanları, olayları. Yeryüzünü imar etme vaktidir. Bu gün tembellik yoktur: “Artık namazı kılınca, yeryüzünde dağılın…” Bu, Cuma ile ilgili üçüncü fermandır. Dördüncüsü ise, Allah’ın ihsan ettiği rızkı aramaktır. Bu günün hürmetine verdiği bereketin peşine düşmektir: “Allah’ın fazlını(rızkını) isteyip-arayın…”

Ve beşincisi: “Allah’ı çok çok hatırlayın…” Sadece Cuma namazında değil, gün boyu. Ticaret yaparken, çalışırken. Yani hayatın bütün alanlarında Allah’ı hatırlamak. O’nun her zaman bizimle olduğunun bilinciyle yaşamak. O’nun emir ve yasaklarının şuurunda olmak. Cumayı bütün saatlere, bütün haftaya yaymak yani. Dâimi bir bilinç, sürekli bir uyanıklık halinde bulunmak: “İşte o zaman kurtuluşa erersiniz!” (Cuma 62/10)

Cuma, toplanmak olduğu kadar toparlanmaktır da. Cuma, Allah’a doğru koşmak, müminlik bilincini tazelemektir. Müminlik ve kardeşlik şuurunu perçinlemektir. Dünyayı bir ulu divan bilerek. Her şeyin O’nun için olduğunun ve O’na döneceğinin farkında olarak…

About the Author

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir